Cursors



...:::TESETTÜRLÜYÜM:::...


..TESETTÜRLÜYÜM ÇÜNKÜ;TESETTÜRÜN ENBAŞ VASFI"BAŞÖRTÜSÜNÜ"İLK ÖNCE KALBİMDE SONRA KAFAMDA TAŞIYORUM..

Menü
Ana Menü
ANA SAYFA
Arşiv
Profil

Son Yazılarım

Elsin sen, el; varlığın sadece bir avuç içi
Nefs ile hasbihal...
İslam kadını aşağılamadı, siz anneliği aşağıladınız!
İki hece,tek yürek atışı...
KURTULUŞUN KUTLU OLSUN EY GÜZEL AĞRIM :)


Bir Hadis

Bir Dua

16/5/2008 - Elsin sen, el; varlığın sadece bir avuç içi

Sadefinde inci neyse, dudağında dua odur. İncinin ışıktan uzaklığın beşiğinde belenmesi gibi, dua da Rabbinden uzak kalışının gurbetinde bestelenir. O’na sonsuz uzaklığının kuytusunda O’nun sana sonsuz yakınlığını fısıldaması, dua incisine rahimlik eder.
Bir şahdamarı yakınlığından emzirilir dua. Öyle yakındır ki Rabbin sana, rahmetinin sana yakınlığını senin kendine yakınlığınla anlatır. Şahdamarı sende senden içeri olan, teninden de beri olan değil midir? Öyle bir yakınlıktır ki bu insanın kendisini çağırmasına benzer yahut kendisinden bir şey istemesine. Kendisini çağıran kendisine kendi çağrısından önce cevap verir. Kendisinden bir şey isteyen de kendisinden istediğini baştan kabul etmiştir ki öyle ister.

İşte o sonsuz uzaklık sadefinde, o uçsuz bucaksız gurbet denizinin dibinde, Rabbini çağırmayı kendi kendine seslenmek kadar elle dokunulur hissetmelisin parmak uçlarında. Rabbinden istemeyi kendinden istekte bulunmak kadar gözle görülür bir inci eylemelisin dudaklarının sıcağında.

Garip değil mi? İnci karanlıkta büyüdüğü halde, ışığa eşsiz bir pırıltı katmaya hazırdır. Seni de şaşırtmaz mı, incinin ıssızlıkta ve sessizlikte boy attığı halde birden varlığın merkezine oturması? Öylesine bir incidir işte dua. Sakin ve sarsıcı. Suskun ve konuşkan. Nazlı ve sokulgan. Uzaklığın çocuğu ve yakınlıkların anası.
Öyle önceliklidir ki dua, teninde açık yaralar bırakır Rabbin ki, o sancılardan dua gülleri büyütesin. Aczinle sonsuz kudretine susamanı ister. Fakrınla nihayetsiz rahmetine acıkmanı diler. Kendini kendine yeter sanman, önce duayı elinden alıyor ve sonsuz fakirleştirir seni. Kendini susuz ve tok sanman, O’na yakarma iştahını giderir, O’na kuluk hevesinden yoksun bırakır seni. Öyle hatırlıdır ki yakarışın, seni rahmetinin eşiğine gözü yaşlı, boynu bükük halde getirecek günah ve pişmanlıklarını, rahmetinin eşiğine başvurmaktan geri durduracak sevap ve hatasızlığından daha çok el üstünde tutar Rabbin. Öyle tatlıdır ki yalvarışın, seni aff ve mağfiretinin dergâhında ağlatıp sızlatan unutuşlarını ve sürçmelerini, lütuf ve bağışına muhtaç olmayacakmışsın gibi müstağni kılan susturan itaatlarinden daha çok sever Rabbin.
Yeter ki bu toprak kabın içinden yakarış türküleri yükselsin. Yeter ki suskun ve soğuk dudaklar dua dua söze gelip ısınsın. Yeter ki bu küskün ve dargın yüze ümitten çiçekler dokunsun. Yeter ki çamurdan bedene sahici bir nefes s/insin. Yeter ki bu boş avuçlarda dua dua kelebekler kanatlansın. Yeter ki bu varlık sadefinden dua incileri dökülsün.
Bu varlık sadefini o inciyi içinde taşımak için giyindin. Bu dünya seferine o inciyi içinden taşırmak için soyundun. Dudağının her kıpırtısında, dilinin damağına her dokunuşunda nice incileri kıymetsiz kılan bir kıymet kazanır bu toprak bedenin.
Göğsünün her daralışında, tereddütlerinin her kımıldanışında, incecik sızılarının nefes nefes söylenmesinde, yanında, yakınında, kendine olan yakınlıktan da beride bir yakınlıkla Rabbinin rahmetinin eşiğinde bulursun kendini.
Nefesine bürüdüğün her sızlayışta seni hemen işiten Semi’ ismiyle tanırsın O’nu.
Kalbinin kimselere söylenmez, söylense de önemsenmez her hüznüyle seni her daim önemseyen Hakîm ismiyle varırsın huzuruna O’nun.
Hata ve kusurların seni ezip mahcubiyet ateşinde yaktıkça, en sessiz iç çekişlerini ciddiye alan, ayıplamadan bağışlayan, sonra hiç yüze vurmayan, asla başa kakmayan, severek affeden, affettiği için adeta sevinen Afuvv isminin serinliğinde bulursun O’nu.
En mahrem sırlarını paylaşan, en utanç verici ayıplarını şefkatiyle örtüp saklayan, en yüz kızartıcı suçlarını sonsuz anlayışının kucağında eriten Rahîm isminin eşiğine dökersin eteğindeki taşları.

Nasılsa bir gün bu sadefin, bu toprak bedenin elleri çözülecek, hücreleri dağılacak, dudakları eriyecek değil mi? Öyleyse, hiç durmadan içindeki dua incisini büyütüp O’nun rahmetinin deryasına savur.
Elsin sen, el; varlığın sadece bir avuç içi. Ellerin var sadece, bir de elindekiler; elindekiler bir bir elinden kaydığı gibi, elin de elinde kalmayacak ki…Semaya doğru açılan, varlığını duanın ayâsında toplayıp söz söz yakaran Sensin.
Başka bir şey değilsin; başkaca önemli değilsin ki.. Başkalarının sen yokken, sen kendi yokluğunu bilmezken, varlığın hasretini bile çekmezken ettiğ “evlat duası”nın kabul edilmişliğisin. Bir duanın ete kemiğe bürünmüş halisin.
Baştan ayağa, tepeden tırnağa, hece hece, hücre hücre duasın. Duasın sadece, sadece duasın.. Annen duadır. Beşiğin duadır. Ninnin duadır. Servetin duadır. Mirasın da dua..

Ne kalırdı ki senden geriye, duan olmasaydı?

senai demirci

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı Arkadaşına tavsiye et>

13/5/2008 - Nefs ile hasbihal...



Ey nefsim söyle ne istiyorsun..
Seni ne memnun eder?
Zulüm mü? Yoksa huzur mu?
Keyfiyetin neye illet? Neye sefa?


Aklım var ise ne sana eza ne bana cefa.
Sen içime bir cürüm saikası
Sen gönlümdeki fecir’ e bir zırh misali
Çekil yolumdan…


Zira ben yaptıklarımın pişmanlığı,
Yapmadıklarımın da keşke’ si kıskacında olmak istemiyorum.
Çekil yolumdan…
Bırak aşk ile mukim gönlüme külhan bucağında darbe olsun.
Ama sen dokunma! Karışma!



Hasbihali’ m sanadır…unutma!
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı Arkadaşına tavsiye et>

11/5/2008 - İslam kadını aşağılamadı, siz anneliği aşağıladınız!

Tesadüf mü? Biri çıkıp İslam'ın kadını aşağıladığını iddia ediyor. Söz bir biçimde anneliğe geliyor. O da ne? İslam'ın kadını aşağıladığını iddia eden 'modern' bay veya bayanların aklının dibini kazıdığınızda, anneliği fena halde aşağıladığını görüyorsunuz. Ortak noktaları bu.

Anneliği aşağılamanın teknikleri çok. Bunun başında dünyanın en şerefli işini yapan annelere “boş kadın” muamelesi yapmak geliyor. Onlara göre çalışıyor olmak için evden çıkmak lazım. Caddeyi görmek, caddeye görünmek lazım. Bir kadının “çalışıyor” sayılması için kamuya kendisini göstermesi şart. Sabah sekiz akşam dokuz (çünkü kadın ucuz işgücü) mesai yapması şart.

Bunlar için de başka şeyler lazım: Modern görünürlüğün vacibatından olan şeyler. Her gün aynı kıyafetle, aynı saç rengiyle, aynı ayakkabıyla, aynı çantayla gidilmez ki işe! Yenilemek lazım, rengini uydurmak lazım. Saça uygun elbise, elbiseye uygun ayakkabı, ayakkabıya uygun çanta, çantaya uygun cüzdan, ona uygun cep telefonu lazım…

Modası geçenleri değiştirmek lazım. Bunun için de modayı takip etmek lazım. Özetle üretim-tüketim çarkında yağ, değirmeninde un olmak lazım.

Bütün bunlar için çalışmak lazım. Çalışmadan bu masraflar nasıl kazanılacak? Daha iyi görünmek için daha çok kazanmak lazım. O da yetmiyorsa, daha daha çok kazanmak lazım. Daha çok kazanmak için harcamadan olmuyorsa, daha çok harcamak lazım. Görünmeden daha daha çok kazanılamıyorsa, daha çok görünmek lazım. Daha çok görünmek için daha çok dikkat çekmek lazımsa, onu yapmak lazım. Onu yapmak için herkesten çok harcama yapmak lazımsa, onu yapmak lazım. Herkesten çok harcamak için, herkesten çok kazanmak lazım.

Hangisi hangisine lazımdı? Kafam karıştı…

Evden çıkıp mesai yapmayan kadının yaptığı “çalışmak” değildir. O tepeden bakılan, “Ev kadınıymış” yollu dudak bükülen bir “acizdir”. Evinin kadını olmak modernlere göre dudak bükülecek bir iştir. İş kadını daha hoş geliyor. Hatta sokak kadını bile ötekinden hoş geliyor.

Modernin gözünde o koca parası(!) yiyor. Patron parası mı? Amir fırçası mı? Onun bunun erkeklerinin ağız kokusu mu? Her işe gidiş gelişte yaşadığı tıkış tıkış otobüsler ve minibüslerdeki onur kırıcı durum mu? Onlar işin parçası ayol. Koca kârı yeme de, ne yersen ye! Koca fırçası yeme de, ister amir, ister ustabaşı, ister patron fırçası ye! Hatta sokak magandası ve çarşı maçosunun attığı laf bile ehven…

Ev kadını, üüü! Bir kere özgür(!) değil ayol. Yarım saat işten erken ayrıldığı için amirinden duyduğu lafı kargalar yemese de kendisi özgür. İşyerinde uygulanan sıkı denetime rağmen özgür. “Yarın müsait misin”lere verdiği “Mesaide olacağım, işten yorgun dönüyorum”lara rağmen özgür. Ama ev kadını handiyse esir canım…

Ama o anne. Çocukları var. Yani dünyanın en değerli, en asil, en soylu, en görkemli işini yapıyor. Yani insan yetiştiriyor. Çocuk sokakta yetişmez ki? Çocuk evde yetişir.

Olsun, o yine de “çalışmayan” kadındır. Annelik çalışmak sayılmıyor. Modernlere göre annelik işsizlik sayılıyor. Annelik angarya sayılıyor. Komedi de ne biliyor musunuz: Başkalarının doğurduğu çocuklara bakmak için kurulan sektörlerde çalışmak “iş”, orada çalışanlar da “çalışıp üreten kadın” sayılıyor da, kendi doğurduğu çocuğa bakmak “iş” sayılmıyor. Modernler kazara anne olduklarında durum şu oluyor: baba işe, anne işe, çocuk kreşe, ev pansiyon, aile pansiyoner…

Ondan sonra “bebek mi-köpek mi?” ikilemi geliyor: tıpkı Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da olduğu gibi. Köpek bebekten daha sevimli oluyor modern kadın için. Bir, vücudu deforme etmiyor... Öyle ya: tenperest modernliğin gerçeği bunlar, görmek lazım.

Ama küçük bir sorun: Köpeğin ille de küçük olması lazım; kucağa alınıp sevilecek kadar küçük. Ne de olsa kadın o. Bir canlıyı kucağına alıp sevme güdüsü yaratılıştan verilmiş. Çaresi yok, sevecek. Peki, köpek yerine bebek sevse olmaz mı? Bu soruya Avrupa'nın bebek-köpek (yan yana iyi durmadığını biliyorum, ama anlayın) rakamlarını karşılaştırdığımızda, şu zımni cevabı alıyoruz: Yok, zinhar olmaz! (Almanya'da kayıtlı köpek sayısı nüfus ile neredeyse eşit).

İyi de, köpek de en az bebek kadar masraflı.

Olsun! O kadar kusur kadı kızında da bulunur.

Kazara doğursa bile anneliği sevmemiş ve severek annelik yapmamış (Bunun yanında doğum yapamadığı halde harika annelik yapanlar da var). Annelik yapmadığı için duyguları gelişmemiş, ufku gelişmemiş, hayat tecrübesi gelişmemiş, bilgelik dersen sıfır. Ama olsun; onun köpeği ve bir de mesaili işi var. O kendini tüm annelere hava atma makamında görüyor.

İşte buraya yazıyorum: Cenneti annelerin ayakları altına seren İslam kadını aşağılamadı. Fakat cenneti dünyada arayan tek dünyalı modernler gözümüzün içine baka baka anneliği aşağılıyorlar. Üstelik her birini bir ana doğurduğu halde.

Ne kadar ayıp! Ne kadar küstah! Ne kadar saçma!

                                                                            Yeni Şafak Makaleleri


Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı Arkadaşına tavsiye et>

9/5/2008 - İki hece,tek yürek atışı...

İki hece, tek yürek atışı... Bir ses çınlatiyor kulaklarımı, arzdan bir tınlama sarıyor bedenimi, beynim işlevselliğini yitiriyor. Feryadima bir cevap, çok ötelerden bir kokuyla geliyor atmosferime. Binbir renk anka kuşları, uçuyor boşlukta... Bir ses, bir ses geliyor kulaklarıma, iki hece, tek yürek atışı... Öylesine doyumsuz, öylesine vazgeçilmez ki... Bir ses geliyor yüreğime, rüzgar beyaz tülleri uçuruyor, bir neyzenin nefesindeki noktasız o kelimeyle, huzura bulayıp heryeri dolaşıp duruyor dört bir yanimda.

Öylesi güzel ki, yüzümdeki tebessümün son-suzluğa uzanan boyutu...

Öylesi güzel ki, ötesini hayal etmek fiziğin... Ayaklarımın yerden kesilip Yaradan'a teslimiyeti...


Öylesine güzel ki, Kur'an sesleriyle mest olan bir aleme misafir olmak, katlarda çekilen tesbihlerle bir zikir şölenine konukluk...

Öylesine güzel ki, Hakk'ı tavsiye edip sabredenlerle hemhal olmak... Hayal bile olsa öylesine güzel ki, Yaradan'ı seyir... Senin Adın'la, doksan dokuz, hatta sonsuza varan en güzel isimlerle Sen demek; Allah,Allah,Allah,Allah demek. Adın ne güzel Rabbim...

Hiçliğimin, acizliğimin, bir nokta misali ufalıp, değerimi yitirdiğimin, görüntüsüz, fulu bir hale geldiğimin tek ispatı. Oysa ben bir hiçmişim, oysa ben ne hoyrat harcamişim her anımı, Adın'ı zikretmeden. Meğer ne zavallıymış zamanın Sensiz gecen kısmı. Adın ne güzel, Adın ne güzel Rabbim.

İki hece, tek yürek atışı... Öylesi güzel ki, Adın!... İçimde kavgalar bitmiş, dünya şuracıkta dursun der gibiyim şu an. Senin Adın'la gözlerimi kapayip zahiri unutmak ve ebedi hayatin kapısından içeri girmek ne güzel. İnce ince işlenmis, göz nuruyla bezenmiş çini misali, yüreğimin süslenişi.

Ne güzel Adın!... Nasıl da yakıştı kalbimin hecesine... İki hece, tek yürek atışı... Daha önce hiç farketmemiştim, Adın'la zenginleştiğimi, sonsuz bir hazineye doğru yol aldığımı.

Öylesi güzel ki, adın!... Az önce bir arkadaş verdin bana... Adı, huzur. Ne de güzel ona yaslayıp başımı, hiç konuşmadan anlaşmak. Hiç gitmesin istiyorum yanımdan. Sen diyor, Sen diyor hep. Aman Yarabbi!!! Ne güzel bir dost, adı huzur, adı huzur.

İki hece, tek yürek atışı...

Bugün bütün beyazlar, bütün maviler, hatta bütün turuncular hatta en güzeli yesilin, bir baska güzel. Sen, bir baskasin bugün ya da ben. Lakin yanilmiyorum galiba bugün herşey çok güzel, en çok da Sen, en çok da Sen, Rabbim.

Az önce gözlerime gelen, yanaklarımdan süzülüp düşerken tuttuğum gözyaşlarımı doyasıya sevdim. Nedenini bilmiyorum ama hıçkırarak ağlıyorum, kulaklarımda aynı ses.

İki hece, tek yürek atışı...





Öylesi güzel ki, Adın!... İçimi saran tuhaf bir hasretlik, kasıp kavuran bir yangın, büyüyor sanki. Hiç böylesine bir özlem çekmemiştim. Tarifini bulamıyorum, Sen varken bile Sensizliği yaşamak gibi. Gelememek yanına ve görememek Seni, hiç bu kadar acıtmamıştı beni. Hayalin ötesine geçip bir vuslat anını yaşamak için neler vermezdim ki... Adın bile bu kadar mest etmişken beni, kimbilir, kimbilir Cemalin'i görmek nasıl da doyumsuz bir güzelliktir.

Sağır ve dilsiz bir gecede, Sana ait olan yüreğime bütün güzelliğiyle Adın girdi. Şahidim yıldızlar olsun!

Adın ne güzel Rabbim!

İki hece, tek yürek atışı...

Adın'la bütünleşmek, Adın'la kocaman bir ufka yol almak, Adın'la gönlüme yansıyan sıcacık bir huzura sahip olmak, ne güzel!... Ucu bucağı olmayan o bahçede gülleri koparmadan koklamak, incitmemek gülün yaprağını...

Papatyaları hiç etmemek, seviyor, sevmiyor tesellisinde... Ve güvercinlerin küçük gagasındaki kuru ekmeği paylasma telaşında, Senin sergilediğin en büyüleyici kainat filmini seyretmek.

Adın'la bugün, Ankara'nın puslu gecesinin aydınlığına kavuşma anını yaşamak ve sabah ezanıyla yeniden uyanışı karşılamak. Dokunulmamış, taptaze bir güne, Adın'la başlamak ne güzel... Ve kulaklarımda hala o ses; iki hece, tek yürek atışı...

Rabbim, Sana güvenmeyi öğrenmek, Seninle karşılığı olmaksızın sevmek herşeyi, beklentisiz olmak, vermek vermek ve hiç almamak, Seninle kalanını yaşamak ömrümün ne güzel. Sen Rabbimsin, bense bir YARATIĞIM. İşte bunu bilmek bir kez daha hissetmek, sonsuz hamdımın, şükrümün kabulü olsun. Dualarım ve Senden istemelerim hiç bitmeyecek. Artık ne istediğimi çok iyi biliyorum. Sadece Adın, sadece Adın...

Kainatın en güzel melodisi...

İki hece, tek yürek atışı...

Al-lah, Al-lah, Al-lah, Al-lah, Al-lah...

Adın ne güzel...

Adın güzel ötesi, Rabbim...
__________________


ALINTIDIR
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı Arkadaşına tavsiye et>

15/4/2008 - KURTULUŞUN KUTLU OLSUN EY GÜZEL AĞRIM :)

Kutlu olsun hepimize bir 15 Nisan daha geldi, Ağrı’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 90. yıl dönümü.  Fakirlik açlık sefaletle beraber gelen Rus işgali ve ardından Ermeni çetelerinin zülüm işkence ve eziyetleriyle gözyaşı korku ayrılık ve ölümden kurtuluşun yıldönümü. 15 Nisanlar, bu yüzden hep buruktur, hep hatırlanışı acıdır, o derecede de Kurtuluş Bayramları coşkuludur sevinçlidir.

   

    Mevsimlerden bahardır, toprak, kış boyunca yağan karı, sırtından atma gayretiyle beraber, güneşle el ele vererek içindeki tohumların uyanıp başlarını çıkarıp çiçek açmalarına zemin hazırlama telaşı içerisindedir. Mevsim bahardır her yer yeşillenip çiçeklerin açtığı bereketin geldiği sıcak havayla ardından gelen yaz ayları, işte böyle bir mevsimdir Ağrı’nın kurtuluşu. İnsanların üstündeki kara bulutların kalktığı, düşman askerleri ve ermeni çetelerinin baskı zülüm ve eziyetinin son bulduğu parlak günlerin doğduğu işte böyle bir bahar günüdür Ağrı’nın kurtuluşu.

                    

AĞRI’NIN KURTULUŞ DESTANI

Ey serhatlı kardeş, ey güzel Ağrı’m.
Bugün muradına erdiğin gündür.
Bir 15 Nisan günü yıllar önce,
Düşmanla zor hesap gördüğün gündür.

Bu zümrüt ovalar, bu cevher dağlar,
Düşman çiğnedikçe sanki kan ağlar.
O günü yaşamış bilirler sağlar.
Zulmeti yurdundan sürdüğü gündür.

Yediden yetmişe bir cihan gibi.
Topyekun Ağrılım bir volkan gibi.
Avında kükremiş bir ASLAN gibi.
Esaret zincirin kırdığın gündür.

Dilinde tekbirin, kalpte imanın.
Verirken olur mu asla amanın.
Haddini bilmeyen kahpe düşmanın
Leşini yerlere serdiğin gündür.

Cephelerde şimşek gibi daldırıp,
Aman diyene dek kılıç kaldırıp
Allah Allah narasıyla saldırıp
Bayrağı göğsüne sardığın gündür.

Ey gazi babalar, ey gazi ana.
Şan verdin gücünle bütün cihana.
Bir avuç toprağa, uğruna vatana.
Kaç evlattır verdiğin gündür.
 

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı Arkadaşına tavsiye et>

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->



Saat


Esma-ul Husna
sitene ekle
Arkadaşlarım
  • ModaciAile
  • yalguzak50
  • ravzayaselam
  • hakkdostu
  • sadhezarnur
  • sudamlasi1
  • sseennee
  • kitaplardan
  • ResuleVuslat
  • arzucu1
  • dualarile
  • gonulhanesi
  • fatih03
  • muslumanizbiz
  • yanmakgerek
  • ravend
  • kevserekanmak
  • karakalemlerimiz
  • nermininhobileri
  • birasksairi
  • ademdoger1
  • vuslatgulu
  • koyundanyavasgerek
  • okanbozkurt
  • serap29
  • EsmOo
  • gulkokulum
  • keremcem130
  • simuzer60
  • dualarla
  • myvizyon
  • adardil
  • ikrakoku
  • usta28
  • mekkeliyim
  • asskim
  • daisy1
  • pazaryoluu
  • busecegunler
  • surgunsehrim
  • inanmiyorum
  • ysmnclskn
  • imamhatip
  • sevgipinari01
  • sevgisizsevgi
  • Huzuralemim
  • NurOsmanliTorunu16
  • aydanur42
  • cantendecan
  • geldostagidelim
  • rufeydem
  • dindargenclik
  • 7x7x7
  • bh74
  • birgonulbal
  • sohbetsevenler
  • bilaltaha
  • Kardelensiz
  • saklanangercekler
  • esko
  • dolunayayazi
  • kartaneleri06
  • sadiyedemir
  • bayramsekeri
  • AskinaDilenciyim
  • kdeniz17
  • zuhalkoglu
  • koyundanyavasgereksohbet
  • elemegigoznurumuz
  • abdulhadi
  • ahid77
  • azrasoylu
  • ebrarli
  • 03vuslat03
  • telkirmayasemince
  • emelceorgu
  • rahmetdamlasi
  • womentuana
  • BalBoCuu
  • ezelinur23
  • 2563
  • enbiya25
  • elemegigoznurumelisleri
  • digelyarim
  • gulpinarim
  • birdamlaumut04
  • tubakaan
  • marifetanne
  • dostilleri
  • mirobik
  • hayyalelfelah
  • cancigerr
  • dervis35
  • kezibanyenge
  • sudelihayat
  • elifgulcelem
  • turbantasarim

  • Mesajlarınız



    Haberler